24 SAAT ÇALIŞMA 24 SAAT DİNLENME ŞEKLİNDE YAPILAN ÇALIŞMADA FAZLA MESAİ-İŞ VEREN LEHİNE YAPILAN TAKDİRİ İNDİRİM DURUMUNA GÖRE AVUKATLIK ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMEYECEĞİ

T.C
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
ESAS:2017/3890
KARAR:2018/3145

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla mesai ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait işyerinde 20/01/2010-16/11/2012 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından bildirimsiz, haksız ve kötü niyetle feshedildiğini, müvekkilinin hak ettiği tazminat ve bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatları ile fazla çalışma, asgari geçim indirimi, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:Davalı vekili, davacının müvekkili şirkete “çocuğunun sağlık problemleri dolayısıyla işine devam edemeyeceğini, durumun düzelmesinin ardından işyerinde çalışmaya geri döneceğini, bu süre içinde iş akdinin askıya alınmasını ve istifasının kabul edilmesini” şeklinde dilekçe verdiğini ancak müvekkili tarafından davacının bu talebi kabul edilmediği halde davacının bu dilekçeyi verdikten sonra işe gelmediğini, bu nedenle müvekkili tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığını, müvekkiline ait işyerinde 30’dan fazla işçi çalıştığını, bu nedenle davacının iş güvencesi kapsamında olması nedeniyle kötüniyet tazminatı istemeyeceğini, asgari geçim indirimi alacağının bulunmadığını, müvekkili işyerinde haftada 45 saati aşan çalışma yapılmadığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma olsa bile telafi izni verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak ve davalının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle; kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatları ile fazla mesai alacak talebinin reddine, asgari geçim indirimi alacak talebinin kısmen kabulüne, ulusal bayram ve genel tatil alacak talebinin ise kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Fazla çalışma ücretinin hesabı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 63’üncü maddesinde çalışma süresi haftada en çok 45 saat olarak belirtilmiştir. Ancak tarafların anlaşması ile bu normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Yasanın 41 inci maddesine göre fazla çalışma, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmalar olup, 63’üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile bazı haftalarda toplam 45 saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, bir işçinin günde en fazla fiilen 14 saat çalışabileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda 24 saat çalışıp 24 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda bir hafta 3 gün diğer hafta ise 4 gün çalışma yapılacağından, yukarıda bahsedilen 63’üncü madde hükmü gereğince, haftalık normal çalışma süresi dolmamış olsa dahi günlük 11 saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılması nedeniyle, bu çalışma sisteminde işçi ilk bir hafta (3×3=) 9 saat takip eden hafta ise (4×3=) 12 saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır.

Çalışma şeklinin 24 saat mesai 48 saat dinlenme şeklinde olduğu durumlarda ise, işçi birinci hafta 3 gün ikinci ve üçüncü haftalar 2 gün dördüncü hafta yine 3 gün çalışacağından, ilk hafta (3×3=) 9 saat, ikinci ve üçüncü haftalarda (2×3=) 6 saat, dördüncü hafta ise yine (3×3=) 9 saat fazla çalışmış sayılacaktır.

1475 sayılı önceki İş Yasasında günlük 11 saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, söz konusu Yasanın yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşen, 24 saat çalışıp 48 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda, haftalık 45 saatlik normal çalışma süresinden fazla çalışma yapılması mümkün olmadığından, işçinin fazla çalışma yaptığının kabulü mümkün değildir. Ancak değinilen Yasa döneminde gerçekleşen 24 saat mesai 24 saat dinlenme usulüyle yapılan çalışmalarda, 4 gün çalışılan haftalarda (4×14=) 56 saat çalışma yapılacağından, sadece bu haftalarda işçinin haftalık (56‑45=) 11 saat fazla çalışma yaptığının kabulü gerekir.

T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde Türkiye’deki hastanelerde statü hukuku dışında hemşire, ebe, doktor, eczacı, anestezi uzmanı vs. olarak çalışanlar, haftalık normal mesailerinde fazla çalışma yapmadıklarından, sadece tuttukları nöbetlerle sınırlı olarak fazla çalışma yapmış olmaktadırlar. Nöbet çizelgeleri ile belirlenen bu tür çalışmalar hafta içi ve hafta sonu olarak gerçekleşmektedir. Hafta içi nöbetler 17:00-08:00 saatleri arasında 15 saat olarak yapılmaktadır. İşçinin yaptığı işin niteliğine göre zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle 3 saat ara dinlenmesi indirilerek hafta içi nöbette 12 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilmektedir. Hafta sonu nöbetler 24 saat sürmekte, işin niteliğine göre zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle 4 saat ara dinlenme indirildiğinde 20 saat fazla çalışma yapılmış olmaktadır. Ancak, bu durumlarda fazla çalışmalar, tutulan hafta içi ve sonu nöbet sayısına göre denetlemeye elverişli bilirkişi raporu ile belirlenmelidir. Nöbet tutan çalışanın çoğunlukla ertesi gün nöbet izni kullanarak çalışma yapmaması nedeniyle, normal mesai devam çizelgeleri de mutlaka getirtilmelidir. İşçi, nöbetin ertesi günü nöbet izni kullandığında, ertesi gün (8 saat normal mesai süresi kadar) çalışmadığından hafta içi nöbette (12-8=) 4 saat fazla çalışma yapmış sayılmalıdır. Hafta sonu nöbette ise, Cumartesi ve Pazar günü normal tatil olduğundan Cuma ve Cumartesi gecesi tutulan nöbetlerden, ertesi gün çalışılmadığı gerekçesi ile indirim yapılma olanağı yoktur. Öte yandan genel tatile denk gelen nöbet günlerinde de ayrıca genel tatil ücreti verildiğinden yukarıda anlatılan şekilde indirim yapılmalıdır. Dairemizin kökleşmiş uygulaması da bu doğrultudadır (Yargıtay 9. H.D. 2007/40834 E, 2009/7566 K sayılı ilamı).

4857 sayılı İş Kanunu’nun 41’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, fazla çalışma saat ücreti, normal çalışma saat ücretinin yüzde elli fazlasıdır. İşçiye fazla çalışma yaptığı saatler için normal çalışma ücreti ödenmişse, sadece kalan yüzde elli kısmı ödenir.

Kanunda öngörülen yüzde elli fazlasıyla ödeme kuralı nispi emredici niteliktedir. Tarafların sözleşmeyle bunun altında bir oran belirlemeleri mümkün değilse de, daha yüksek bir oran tespiti olanaklıdır.

Fazla çalışma ücretinin son ücrete göre hesaplanması doğru olmayıp, ait olduğu dönem ücretiyle hesaplanması gerekir. Yargıtay kararları da bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 16.2.2006 gün 2006/20318 E, 2006/3820 K.). Bu durumda fazla çalışma ücretlerinin hesabı için işçinin son ücretinin bilinmesi yeterli olmaz. İstek konusu dönemler açısından da ücret miktarlarının tespit edilmesi gerekir. İşçinin geçmiş dönemlere ait ücretinin belirlenememesi halinde, bilinen ücretin asgari ücrete oranı yapılarak buna göre tespiti gerekir. Ancak işçinin işyerinde çalıştığı süre içinde terfi ederek çeşitli unvanlar alması veya son dönemlerde toplu iş sözleşmesinden yararlanılması gibi durumlarda, meslek kuruluşundan bilinmeyen dönemler için ücret araştırması yapılmalı ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir.

İşçinin normal çalışma süresinin sözleşmelerle haftalık kırkbeş saatin altında belirlenmesi halinde, işçinin bu süreden fazla, ancak kırkbeş saate kadar olan çalışmaları “fazla sürelerle çalışma” olarak adlandırılır (İş Kanunu, Md. 41/3). Bu şekilde fazla saatlerde çalışma halinde ücret, normal çalışma saat ücretinin yüzde yirmibeş fazlasıdır.

4857 sayılı Yasanın 41 inci maddesinin dördüncü fıkrası, işçiye isterse ücreti yerine serbest zaman kullanma hakkı tanımıştır. Bu süre, fazla çalışma için her saat karşılığı bir saat otuz dakika, fazla süreli çalışmada ise bir saat onbeş dakika olarak belirlenmiştir. Bu sürelerin de sözleşmelerle attırılması mümkündür.

Parça başına veya yapılan iş tutarına göre ücret ödenen işlerde, fazla çalışma süresince işçinin ürettiği parça veya iş tutarının hesaplanmasında zorluk çekilmeyen hallerde, her bir fazla saat içinde yapılan parçayı veya iş tutarını karşılayan ücret esas alınarak fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma ücreti hesaplanır. Bu usulün uygulanmasında zorluk çekilen durumlarda, parça başına veya yapılan iş tutarına ait ödeme döneminde meydana getirilen parça veya iş tutarları, o dönem içinde çalışılmış olan normal ve fazla çalışma saatleri sayısına bölünerek bir saate düşen parça veya iş tutarı bulunur. Bu şekilde bulunan bir saatlik parça veya iş tutarına düşecek bir saatlik normal ücretin yüzde elli fazlası fazla çalışma ücreti, yüzde yirmibeş fazlası ise fazla sürelerle çalışma ücretidir. İşçinin parça başı ücreti içinde zamsız kısmı ödenmiş olmakla, fazla çalışma ücreti sadece yüzde elli zam miktarına göre belirlenmelidir.

Otel, lokanta, eğlence yerleri gibi işyerlerinde müşterilerin hesap pusulalarına belirli bir yüzde olarak eklenen paraların, işverence toplanarak işçilerin katkılarına göre belli bir oranda dağıtımı şeklinde uygulanan ücret sistemine “yüzde usulü ücret” denilmektedir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde fazla çalışma ücreti, 4857 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde öngörülen yönetmelik hükümlerine göre ödenir. İşveren, yüzde usulü toplanan paraları işyerinde çalışan işçiler arasında, Yüzdelerden Toplanan Paraların İşçilere Dağıtılması Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre eksiksiz olarak dağıtmak zorundadır. Fazla çalışma yapan işçilerin fazla çalışma saatlerine ait puanları normal çalışma puanlarına eklenir (Yönetmelik Md. 4/1.). Yüzdelerden ödenen fazla saatlerde, çalışmanın zamsız karşılığı ile zamlı olarak ödenmesi gereken ücret arasındaki fark ödenir. Zira yüzde usulü ödenen ücret içinde fazla çalışmaların zamsız tutarı ödenmiş olmaktadır. Yapılan bu açıklamalara göre; yüzde usulü ya da parça başı ücret ödemesinin öngörüldüğü çalışma biçiminde fazla çalışmalar, saat ücretinin %150 zamlı miktarına göre değil, sadece %50 zam nispetine göre hesaplanmalıdır.

Hasılata bağlı günlük yevmiyeli olarak çalışan işçilerin yevmiyelerinin miktarı günlük çalışma süresine bağlı olup, ne kadar çok çalışırsa yevmiye artacağından çalışılan tüm saatlerin normal ücreti yevmiye içerisinde alındığından fazla çalışma ücretinin zamsız tutarının yevmiyenin içinde ödendiği kabul edilerek fazla çalışma ücretinin sadece %50 zamlı kısmı hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır.

Fazla çalışmaların aylık ücret içinde ödendiğinin öngörülmesi ve buna uygun ödeme yapılması halinde, yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin ispatlanan fazla çalışmalardan indirilmesi gerekir.

Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda taktiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 11.2.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K; Yargıtay, 9.HD. 18.7.2008 gün 2007/25857 E, 2008/20636 K.). Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre takdir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir. (Yargıtay 9.HD. 21.03.2012 gün, 2009/48913 E, 2012/9400 K).

Dairemizin önceki kararlarında; fazla çalışma ücretlerinden yapılan indirim, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davalı tarafın kendisini avukatla temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmekteydi (Yargıtay 9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K.). Ancak, işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusunu arttırdığı aşamada, mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenemeyeceğinden, Dairemizce maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş, bu tür indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsizliğe yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda, yukarıda değinildiği üzere fazla çalışma alacağından yapılan indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekle birlikte, Borçlar Kanunu’nun 161/son, 325/son, 43 ve 44’üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğundan ve konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden, Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma alacağından yapılan indirim nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, dinlenen tüm taraf tanık beyanlarına göre, davacının 24 saat çalışıp 48 saat dinlendiği anlaşılmaktadır. Bu çalışma şeklinde, Dairemizin yukarıda belirtilen ilke kararında belirtildiği gibi, davacı birinci hafta 3 gün, ikinci ve üçüncü haftalar 2 gün, dördüncü hafta yine 3 gün çalışacağından, ilk hafta (3×3=) 9 saat, ikinci ve üçüncü haftalarda (2×3=) 6 saat, dördüncü hafta ise yine (3×3=) 9 saat fazla çalışma yapmış olmaktadır. Ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu çalışma şeklinde günlük 14 saat ve haftada en çok 3 gün çalışıldığından, haftada en fazla 42 saat çalışıldığı ve dolaysıyla haftalık 45 saati aşan çalışma bulunmadığı belirtilmiş, mahkemece de bilirkişinin bu hatalı değerlendirmesine itibarla fazla çalışma alacak talebi reddedilmiştir. O halde mahkemece yapılacak iş, 24 saat çalışıp 48 saat dinlenerek çalıştığı anlaşılan davacının fazla çalışma alacak talebinin, Dairemizin yukarıda belirtilen ilke kararı doğrultusunda hesaplanıp hüküm altına alınmasından ibarettir. Hatalı bilirkişi raporuna değer verilerek hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ANASÖZLEŞME İLE ATANAN MÜDÜRÜN YETKİLERİ ANCAK MAHKEME KARARI İLE KALDIRILABİLİR ORTAKLAR KURULU KARARI YOK HÜKMÜNDEDİR

T.C.

YARGITAY

11.HUKUK DAİRESİ

ESAS: 2007/3567

KARAR: 2008/5338

TARİH: 21.4.2008

6762/m.161, 549, 551, 513, 543

ÖZET : Limited şirket anasözleşmesi ancak, sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebilir. Şirket adresinin değiştirilmesi, bir anasözleşme değişikliğidir. Bu nedenle, yeterli çoğunlukla alınmayan şirket adresinin değiştirilmesi ile ilgili ortaklar kurulu kararı yoklukla maluldür.

Anasözleşmeyle atanmış bir müdürün, haklı nedenlerle ve ortaklardan birinin talebi üzerine, ancak mahkeme kararı ile idari hak ve görevleri sınırlandırılabilir veya azlolunabilir.

Yasa’nın emredici nitelikteki bu hükmüne aykırı olan kararlar yok hükmündedir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Kadıköy İkinci Asliye Ticaret Mahkemesi )’nce verilen 25.09.2006 tarih ve 2004/319-2006/598 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalı şirketin %50 hissesinin sahibi olan müvekkilinin dava dışı eşinin de anasözleşme ile şirket müdürü olarak tayin edildiğini, daha sonra şirketteki %15 payını dava dışı Murat’a devrettiğini, birbirinin kardeşi olan diğer ortakların, müvekkilinin katılmadığı 17.02.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalı şirketin adresinin değiştirildiğini ve eşinin müdürlükten azledildiğini, müvekkilinin şirkete alınmadığını ve şirketin mali durumu hakkında müvekkiline bilgi verilmediğini ileri sürerek, TTK’nın 549/4. maddesi uyarınca haklı nedenlerle davalı şirketin fesih ve tasfiyesini, bu talebin kabul edilmemesi halinde TTK’nın 551/2. maddesi uyarınca, müvekkilinin davalı şirketten çıkmasına izin verilmesini, müvekkilinin şirkete borç olarak verdiği ( 4.000.000.000 ) TL’nin ve çıkma payının müvekkiline verilmesini, 17.02.2004 tarihli ortaklar kurulu kararının iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı ile diğer ortaklar arasında güven ilişkisinin temelinden sarsıldığı ve birlik çalışmalarının kendilerinden beklenemeyeceği, ancak davalı şirketin feshini gerektirir bir durumun olmadığı, davacının tasfiye payının 31.10.2005 tarihi itibariyle ( -4.790,10 ) YTL olduğu, davalı şirketin esas sermayesinin tamamının karşılıksız kaldığı ve alacaklarının borçlarını karşılamaya yetmediği gerekçesiyle, davacının davalı şirketten çıkma isteminin kabulüne, yerinde bulunmayan ve kanıtlanamayan diğer istemlerinin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Ancak dava, davalı şirketin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesi, bu mümkün olmazsa davacının davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesi, ayrıca davalı şirkete borç olarak verilen paranın tahsili ve 17.02.2004 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.

Dava konusu 17.02.2004 tarihli ortaklar kurulu toplantısında, dava dışı İsmail’in müdürlük görevine son verilip, şirketle ilgisinin kesilmesine, şirket adresinin de değiştirilmesine karar verilmiştir.

TTK’nın 513/1. maddesine göre, şirket anasözleşmesi ancak, sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebilir. Burada ortak sayısının nazara alınmayacağı da tabiidir. Somut uyuşmazlıkta da, davalı şirket adresinin değiştirilmesinin bir anasözleşme değişikliği olduğu açıktır. Buna rağmen anılan ortaklar kurulu kararı, sermayenin %65’ini temsil eden ortaklarca alınmıştır. Bu durumda, şirket adresinin değiştirilmesi ile ilgili ortaklar kurulu kararı yoklukla maluldür.

Yine, TTK’nın 543. maddesi yollamasıyla olaya uygulanması gereken aynı Yasa’nın 161. maddesi uyarınca, anasözleşmeyle atanmış bir müdür, haklı nedenlerle ve ortaklardan birinin talebi üzerine, ancak “mahkeme kararı ile” idare hak ve görevi tahdit veya nez olunabilir. Yasa’nın emredici nitelikteki bu hükmüne aykırı olan kararlar yok hükmündedir. Somut uyuşmazlıkta da, dava dışı İsmail, davalı şirket anasözleşmesinin 8. maddesi ile tayin edilmiş bir müdür olduğundan, İsmail’in müdürlük görevinden azline ilişkin dava konusu ortaklar kurulu kararı da yok hükmündedir.

Bu durum karşısında mahkemece, anılan ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, hiçbir gerekçe gösterilmeden, bu konudaki talebin yerinde bulunmadığı belirtilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

3- Yine davacının taleplerinden birisi de, davalı şirkete borç olarak verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporlarında, bu hususta hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, anılan talep yönünden, karar yerinde hiçbir gerekçe gösterilmeden, bu konudaki talebin kanıtlanamadığı belirtilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına (BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SENET DÜZENLENİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

SENET DÜZENLENİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Ticari yaşamın vazgeçilmez araçlarından biri olan ve Ticaret Hukuku’nda yer verilen Senet  sözlük anlamı olarak bir kimsenin ödemeye ya da yapmaya borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzalayıp ilgiliye (muhataba) verdiği belge olarak tanımlanmış olup çoğunlukla vadeli iş ve işlemlerde kolaylık sağlamak bu anlamda alacaklının yada borçlunun haklarının hukuki olarak ispatı noktasında önemli bir belgedir.

Ticari hayatın içinde çoğunlukla belirli bir vadeye bağlanmış alacağın güvence altına alınması veya bir işin görülmesi bakımından müstakbel alacakları teminat altına alan resmi bir belge hükmü taşımaktadır.

Bu anlamda Senetler düzenlenirken çoğu kere Kambiyo vasfı taşımadığı gerekçesiyle senet adi bir belge mahiyetinde kabul edilmekte, bazı hak kayıplarına sebep olmaktadır. Bu itibarla öncelikle kambiyo vasfı üzerinde durmakta yarar vardır.

Kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi; Senet (Bono) bir ödeme vaadidir. Bu vaadin belirli bir tutar olması ve kayıtsız şartsız bedeli ihtiva etmesi gerekir. Eğer bononun içeriğinde şarta bağlı ibareler yer alırsa, bu takdirde bononun kıymetli evrak niteliği kaybolur. Adi yazılı belge olarak hüküm ifade etmeye devam eder.

Lehtarın ad ve soyadı; Bono kime veya kimin emrine ödenmesi kararlaştırılmış ise (lehdar) onun ad ve soyadını taşımalıdır. Lehdar tüzel kişi ise tüzel kişinin unvanı bonoda yer almalıdır. Lehdar ismini ihtiva etmeyen bono, ticari senet olma özelliğini yitirir. Unvanların kısaltılarak yazılması mümkündür ancak, unvan nev’i mutlaka belirtilmiş olmalıdır.

Bononun düzenlendiği yer ve tarih: Bonoda senedin düzenlendiği yer açıkca belirtilmelidir. Senedin düzenlendiği yer belirtilmemiş ise, senedi düzenleyenin isminin yanında yazılı olan yer düzenleme yeri sayılır. Bononun düzenlendiği günün bonoda yer alması gerekir. Tanzim tarihi bulunmayan bono kambiyo senedi olma vasfını kaybeder, adi senet hükmünü ifade eder.

İmza : Bonoyu ödeyecek olan şahsın imzasını taşımayan bono hiç bir şekilde hüküm ihtiva etmez.

Ödeme yeri; Bonoda ödeme yeri belirtilmelidir. Ödeme yeri belirtilmeyen durumlarda, düzenleme yeri ödeme yeri sayılır.

Bono veya emre muharrer senet kelimesi; Senet metninde Bono veya emre muharrer (emre yazılı) senet ibaresi yazılı olmalıdır. Senet Türkçe’den başka bir dilde yazılmış ise, o dildeki bono karşılığı kullanılan kelimenin bulunması gerekir.

Vade; Bonoda yazılı bulunan tutarın ödeme gününü gösterir. Bonoda Vade belirtilmemiş ise görüldüğünde ödenir. Vadenin yazılmamış olması bono niteliğini ortadan kaldırmaz.

Yukarıdaki açıklamalara paralel olarak senetlerin ticari hayatın içerisindeki yeri düşünülerek SENET DÜZENLENİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLARI somutlaştırarak açıklamakta yarar görüyoruz.

  • Senet Senet üzerinde Rakamla ve yazıyla değer gösteren bölümlerine meblağ yazıldıktan sonra bu bölümlere gerek yazı gereksel rakamsal ilavelerin ve tahrifatların yapılmasını engellemek bakımından özellikle bitişik bir şekilde kapatma çizgileri ile kapatılması gerekmektedir. Senetlerin sıhhati ve sahteciliğin önlenmesi bakımından bu husus önemlidir. Kısaca bir örnek ile açıklayacak olursak; Senedin üst kısmında rakamsal tutarı gösteren “Türk Lirası” yazan kısımda”#100.000,00 TL#”  şeklinde “Yukarıda yazılı yalnız……. ” kısımda ise “Yukarıda yazılı yalnız……. #YÜZBİNTürkLirası#” şeklinde yazılarak kapatma çizgisiyle kapatılmalıdır.
  • Senedin ön kısmında yer alan alacaklı bilgileri olan ad ve soyadın bildirilmesi önemlidir. Özellikle takas mahsup iddialarına itirazlar bakımından yazılmasında yarar görüyoruz.
  • Senedin ön yüzünde senet bedelinin NAKDEN” veya “MALEN” şekilde belirtilmesi önemlidir. Nitekim MALEN kaydı mal karşılığında alındığını gösterir.
  • Senette herhangi bir ihtilaf çıkması, veya borcun ödenmemesi halinde icra takibinde yetkili olan İcra müdürlüğü veya mahkemelerin yetkisinin gösterilmesi gerekir “İhtilaf vukuunda …….” kısmına örnek olarak “İhtilaf vukuunda ŞANLIURFA” şeklinde olmasına dikkate edilmesi gerekir
  • Senet doldururken borçlunun veya kefilin adı, soyadı ve TC Kimlik Numarası’nı muhakkak kimlik ehliyet pasaport vs ile kontrol ederek huzurda imza atılması senedin takip ve tahsili bakımından son derece önemlidir.
  • Borçlu tarafından doldurulacak senette borçlu ve varsa kefilin adresini  muhakkak yazınız.
  • Senedin sağ alt köşesinde tarih yeri bulunmakta olup senedin düzenlendiği tarihi senette bildiriniz.
  • Senet Doldurulurken hem rakamla hem de yazıyla değer gösteren bölümlerin muhakkak doldurulması gerekir. Zira yazı ile rakam arasında çelişki bulunduğu taktirde yazıya itibar edileceği gözden kaçırılmamalıdır.
  • Senetlerde Çift İmza şart olmayıp tek imza yeterlidir. Lakin çoğunlukla sahte imzanın önlenmesi bakımından ve imzanın gerçekte imza sahibine ait olup olmadığının denetlenmesi bakımından önemlidir.
  • Senedi keşide tüzel kişilik (şirket) ise şirketin yetkili temsilcisinin (yetki belgesi kontrol edilerek) şirket kaşesinin üstüne imza atılması sağlanmalıdır. Şirket kaşesinin üstünde yer almayan imzalar şirket açısından bağlayıcı olmaz.
  • Senet muhtevasında ki yazıların mümkün mertebe borçlunun kendi eli ürünü (elyazısı) olması önemlidir.
  • Ödemesi yapılan senetlerin üzerine ödendiğine dair “İPTAL” veya “ÖDENMİŞTİR” şeklinde alacaklısına şerh düşürüp tahrif etmeden saklayabilir veya tamamen imha ediniz.
  • Tanımadığınız kişilerden ciro yoluyla senet almayınız. Senedi düzenleyen kişinin İmzasının sahte olması halinde aleyhinize senet miktarının %20 si oranında tazminata hükmedilebilir . Senetleri alacaklı ve borçlunun bulunduğu ortamlarda düzenleyiniz.
  • Verdiğiniz yada aldığınız senetlerin bir fotokopisini muhafaza ediniz.(Senedin kaybolması halinde senet üzerindeki bilgilerle hukuki yollara başvurma açısından önemlidir)
  • Borcunuzu ödedikten sonra aldığınız senetteki imzaların size ait olup olmadığını kontrol ediniz. (Kötüniyetli şahıslar imza örneklerinizi taklit ederek asıl senedi iade etmeyerek borcu mükerrer ödemek durumunda kalabilirsiniz)
  • Senet bir işin yapılması için ileriye yönelik teminat olarak verilmişse senedin üst kısmında ÖDEME GÜNÜ yerine muhakkak “TEMİNAT” senedi şeklinde şerh ve kayıt işleyiniz.
  • İmzalı boş senet vermeyiniz.(Hukuken açığa imza atan sonuçlarını kabullenmek zorundadır)

Faydalı olması dileğiyle

Av. Selim Hartavi

Exit mobile version